Doğu Türkistan, Çin ve Corona Virüsü

Çin, Doğu Türkistan’da yıllardır baskıcı bir politika ile sistematik bir şekilde Uygur Türklerini asimile ederek zulüm yapıyor.

Hem soydaşlarımız oldukları, hem de Müslüman oldukları için kardeşimiz olan binlerce Müslümana işkence ediyor, öldürüyor, tecavüz ediyor. Müslümanlara her türlü zulüm serbest!

Kadınlar başını açmak ve kısa giymek zorunda. Toplama kampı adı verilen hapishanelerde ölenlerin haddi hesabı yok. Her gün kızların Çinli polisleri memnun etme zorunluluğu var.

Bunlar gerçek hayal ürünü değil!

Ölen Müslümanların cenaze namazının kılınmasına dahi izin verilmiyor.

Bu kadar zulme uğramalarının sebebi Çinlileşmemek, yani kafirleşmemek! En ufak bir İslami yaşantıya bile müsaade yok.

Doğu Türkistan’da Çin tarafından camiler mühürlü. Tesetttür yasak, sakal yasak, oruç yasak, Kur’an-ı Kerim okumak ve evde bulundurmak yasak, İslam’a göre evlilik yasak, çocuklara Müslüman adı vermek yasak.

Dünya sessiz, dünya görmezden geliyor. Dünyanın umurunda bile değil. Çünkü onlar Müslüman!

Ya biz?

Biz ne yapıyoruz. Ne kadar dertleniyoruz kardeşlerimizin dertleriyle…

Doğu Türkistan’da yaşanan zulüm, Çin’in Vuhan bölgesinde çıkıp dalga dalga Çin’e yayılan sonrasında ise yaklaşık 30 ülkeye sıçrayan korona virüsü kadar gündem olmadı maalesef!

Adeta korona virüsü ile yatıp kalkıyoruz. Haberler ve sosyal medya korona virüsü haberleri ile çalkalanıyor. Nereye dönsek corona virüsü!  

Youtuberler kalkıp taaa Çin’e gidiyor, iki fazla bilgi elde edip paylaşıp izlenme sayısını ve abone sayılarını arttırmak için. Hem de hayatını tehlikeye atacak kadar riski göze alarak.

Her gün doktorlar açıklama yapıyor korona virüsü şöyle, korona virüsü böyle, yok grip daha etkili bilmem ne bilmem ne…

Bütün bu anlattıklarımın birçok sebebi var tabi. Ancak en önemli sebebi şu;

‘’Bana dokunmayan yılan bin yaşasın’’

Doğu Türkistan’da yaşanan zulüm gelip bizi bulmayacak, bu kesin ancak virüsün her an bize bulaşma riski var. İşte bu sebeple her anımız korona virüs hakkında konuşmakla ve tedirgin olmakla geçiyor. Ha geldi ha gelecek diye endişe ediyoruz.

Halbuki asıl endişe etmemiz gereken yarın ahirette yüce divanda hesaba çekildiğimizde; Rabbimiz bize, Doğu Türkistan’daki katliama neden ses çıkarmadın diye sorduğunda, ne cevap vereceğimiz değil mi?

Elimizden geleni yapmamız gerekir. Bundan sorumluyuz. En azından bir karınca misali, basit sayılabilecek (belki Rabbimizin rızasına sebep olacak) bir şekilde bile Doğu Türkistan için bir şey yaptıysak bu hesabımızı kolaylaştırmayacak mı? ‘’Rabbim elimden gelen buydu, bu kadarını yapabildim’’ desek hesabımız daha kolay olmayacak mı?

Olacak elbet;

Çünkü Rabbimiz; ‘kimseye taşıyamayacağı yükün fazlasını yüklemez.’

Biz ne kadar sessiz kalsak da! Rabbimiz Doğu Türkistan’daki; mazlumların, tecavüze uğramış kadınların, o günahsız çocukların ve alimlerin sesini, çığlığını ve dualarını işitendir, duyandır.

Çin zulmüne karşı belki de tek diyebildikleri samimi ve yürekten gözü yaşlı bir şekilde söyleyebildikleri dua;

‘’ Eyy zalimler; sizi Allah’a havale ediyoruz.’’

Bu duaları, bu yakarışları ve yardım istekleri Allah azze ve celle tarafından karşılık buluyor.

Ve Nemrut’un helaki için gönderdiği sinek gibi bazen bir rüzgar, bir su, çekirge ya da ebabil kuşu görevlendiriyor. Şimdi de Doğu Türkistanlı Müslümanların yardımına gözle dahi görülemeyecek kadar küçük ama etkisi bütün dünyaya korku salacak kadar büyük bir virüs görevlendirdi.

Çin bu virüsle imtihan oluyor şimdi. Müslümanları kamplara alıp çeşitli işkenceler eden Çin, şimdi adeta kendi kendini kampa almış ve bu virüsle cebelleşiyor.

Unutmamak gerekir ki; “Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Fetih:7)

Ne diyelim;

‘’Zalimler için yaşasın cehennem.’’

YORUM EKLE
YORUMLAR
Dinciş abey
Dinciş abey - 2 hafta Önce

Kaleminize sağlık lütfü ustam yazılarınızın devamını heyecanla bekliyoruz.

Kuruyemişçi
Kuruyemişçi - 2 hafta Önce

Zalimler için yaşasın cehennem